
How Is My Site?
Total Voters: 14




(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 11 Kasım 2011 / 19:13
Kocaeli Valisi Ercan Topaca, İzmit-Gölçük seferini yapan yolcu vapurunun kaçırıldığını söyledi.
PKK/HPG adına kaçırma olayını gerçekleştirdiğini belirten eylemcinin, üzerinde patlayıcı madde bulundurduğunu söylediği ileri sürülüyor. Körfezde seyreden deniz otobüsünü sahil güvenlik hücüm botları takip ederken, gemiye müdahale için güvenlik birimlerinin alarma geçirildiği öğrenildi.
Kocaeli Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, mürettebatla birlikte deniz otobüsünde 20-21 kişinin bulunduğunu, eylemi gerçekleştirilen kişinin üzerinde bomba olduğu bilgisinin alındığını söyledi.
Karaosmanoğlu, eylemi gerçekleştirilen kişinin PKK’nın “silahlı kanadı” HPG üyesi olduğunu söylediğini, örgütün adının medyada yer almasını istediğini belirtti.
VALİ’DEN AÇIKLAMA
Kocaeli Valisi Ercan Topaca, İzmit-Gölçük seferini yapan yolcu vapurunun kaçırıldığını söyledi.
Vali Topaca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akşam saatlerinde İzmit-Gölçük seferini yapan yolcu vapurunda kaptanın bulunduğu bölüme giren bir kişinin kaptanı rehin aldığını söyledi.
Vapurun kontrolünü ele geçiren kişinin İzmit Körfezi’nde vapuru dolaştırdığını dile getiren Topaca, ”Vapuru kaçıranların bir kişi olduğu net değil. Sadece kaptanın yanında bir kişi var. Güvenlik güçlerimiz olayla ilgili inceleme başlattı. Mürettebatla birlikte vapurda 20 kişi var” dedi.
SAHİL GÜVENLİK TAKİPTE
Kocaeli’den kaçırılan Kartepe isimli deniz otobüsünün duyulmasından sonra, Yalova Polisi bot ve zodyak ile yaklaşık 25 polisi deniz otobüsünü takibe almak üzere çıkartı. Silahlarla donatılan polislere zodyaklarda eşlik etti.Kocaeli’den bu akşam saatlerinde kaçırılanKocaeliBüyükşehir Belediyesi’ne ait Kartepe isimli deniz otobüsünün Yalova’ya yönlenmesi üzerine Yalova Polisi hareketli saatler yaşadı.
Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Deniz Şubesi bünyesindeki “Polis-1 Yalova” adındaki özel bot ve zodyaklara binen yaklaşık 25 polis, çelik yeleklerini giyip silahlarını alarak feribotu kontrol altında tutmak üzere denize açıldı. Yalova polisi, deniz otobüsünün kaçırılmasından sonra sahildeki resmi ve sivil ekip sayısınıda artırdı.
BAKAN ANKARA’YA DÖNÜYOR
Kocaeli’de deniz otobüsünün kaçırılması nedeniyle Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Erzurum programını yarıda keserek Ankara’ya hareket etti. Bakan Yıldırım’ın Ankara’ya gelişinin ardından konu hakkında bilgi almak üzere Bakanlığın Denizcilik’le ilgili bölümünde oluşturulan kriz merkezine geçeceği öğrenildi.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 11 Kasım 2011 / 19:04
Başbakan, Van’da meydana gelen depremle ilgili olarak, ‘kim burada oturulabilir şeyini vermişse, bunlarla ilgili de yasal süreci başlatacağız’ dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Van’da meydana gelen depremle ilgili olarak, ”Bizler tabii burada yasal süreci de çalıştıracağız. Kimler olursa olsun, ister üniversite camiasından olsun, ister AFAD’dan olsun, kim, nereden olursa olsun, kim burada oturulabilir şeyini vermişse, bunlarla ilgili de yasal süreci başlatacağız. Zira bizler her şeyi bilen insanlar değiliz. Bu bilen insanları buralarda istihdam ediyoruz. Onların verdiği raporlara da uymak durumundayız. Uyulmadığı zaman da ‘niçin uymadınız’ diye siyasetçi bununla karşı karşıya kalır. Dolayısıyla bunların nedeni, niçini üzerinde de ilgili mercilerin tabii ki duracağını umuyorum” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Herkes şunu bilsin ki bu iş tek başına Hükümetlerin çözebileceği bir iş değildir. Bu mesele, devlet-millet işbirliğiyle karşılıklı güvenle, anlayışla çözülebilecek bir meseledir. İşte onun için 74 milyonu, muhtemel depremlere karşı teyakkuz halinde olmaya çağırıyorum. Allah’ın izniyle biz, milletçe bu meseleyi çözeriz. Can kaybını, yaralanmaları, mal kaybını en asgariye indirebiliriz. Sıfırlayabiliriz demiyorum. Biz bunu başarabiliriz ve inşallah da başaracağız” dedi.
Erdoğan, Orman ve Su İşleri Bakanlığının yaptırdığı 111 Tesisin Toplu Açılış Törenine katıldı. Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, bugünün 11.11.2011 tarihi olduğunu hatırlatan Erdoğan, 111 tesisin hayırlı olmasını diledi.
Konuşmasının başında, Van’da 5,6 şiddetindeki deprem neticesinde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dileyen Erdoğan, yaralı vatandaşlara da acil şifalar temenni etti. Edremit ilçesi merkezli bu son depremde, Van merkezde 25 binanın maalesef yıkıldığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
”Bu binalardan 22 tanesi çok şükür daha boşaltılmıştı. Sadece üçünde enkaz altında kalanlar oldu. Arama kurtarma ekiplerinin özverili çalışmaları neticesinde, enkazdan 30 kişi yaralı olarak çıkarıldı, 20 kişi ise hayatını kaybetti.
İlk deprem sebebiyle zaten Van’da tüm kurumlarımız, ekiplerimiz, sivil toplum örgütleri teyakkuz halindeydi. Bu yeni depremle birlikte, 5 askeri, 2 sivil kargo uçağıyla bölgeye yardım sevkıyatını hızlandırdık. Çok hızlı bir şekilde, enkazın olduğu yerlere, 688 kamu personeli, 71 arama kurtarma ve sağlık ekibi, 14 arama köpeği, 62 araç ve 3′ü uçak, 8′i helikopter olmak üzere 22 ambulans gönderdik. 5.6′lık depremden sonra bölgedeki ihtiyaç sahiplerine, 8 çadır, 45 bin 407 battaniye ve 600 yatak ulaştırdık. Depremden etkilenen 300 vatandaşımızı da tedavileri için Ankara ve İstanbul’a taşıdık.
Gerek önceki büyük depremin, gerek son depremin yaralarını sarabilmek için, devletimizin tüm imkanlarıyla, tüm kurum ve kuruluşlarımızla, başta bakan arkadaşlarımız olmak üzere tüm yetkililerle bölgedeyiz. Şu anda yine Başbakan Yardımcım Sayın Atalay’ın riyasetinde 4 bakan arkadaşım orada. Vali arkadaşımızla birlikte değerlendirmeleri yapıyorlar. Ona göre adımlarımızı atacağız.
Vanlı kardeşlerim lütfen müsterih olsunlar. Biz onların korkularını, tedirginliklerini, yaşadıkları acıyı çok iyi biliyoruz, çok iyi hissediyoruz. Var gücümüzle, imkanlarımızı zorlayarak Vanlı kardeşimizin yanında olmanın mücadelesini veriyoruz. Daha önce de söyledim, kimseyi bu kış gününde aç ve açıkta bırakmayacağız inşallah. Allah’ın izniyle, çadır, battaniye, ısıtıcı, gıda ne gerekiyorsa fazlasıyla sağladık ve sağlamaya devam edeceğiz.
Bölgede geçici konutları hızla monte ediyoruz, kalıcı konutlar için de kolları sıvadık. Yine Vanlı kardeşimden rica ediyorum. Lütfen, hasarlı binalara girmeyin, hatta bu binalara yaklaşmayın. Artçı depremler devam ediyor. Bilim adamlarımızın tespitlerine göre bir süre daha da devam edecek. Lütfen, tedbiri elden bırakmayalım, lütfen risk altına girmeyelim.”
-Depremde hayatını kaybeden Japon doktora teşekkür-
Sadece Vanlıların değil, 74 milyon vatandaşın dikkatini özellikle bir hususa çekmek istediğini kaydeden Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin bir deprem bölgesi olduğunu hatırlattı. Geçmişte, Erzincan, İzmir, Burdur, Muş, Kütahya, Samsun ve Erzurum gibi illerde çok büyük depremler yaşandığını belirten Erdoğan, o dönemde haberleşme imkanlarının bugünkü kadar yaygın ve kolay olmadığını, deprem biliminin bugünkü kadar ileri olmadığını dile getirdi. Ancak son yıllarda, başta Sakarya ve Düzce depremleri olmak üzere, Çankırı, Afyon, Bingöl, Bala, Elazığ ve Simav depremlerini bütün Türkiye’nin aynı anda öğrendiğini ve gelişmeleri an be an izlediğini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
”Üniversitelerimizde deprem üzerine uluslararası boyutta merkezler kuruldu, önemli bir birikim oluştu. Sivil toplum örgütlerimiz aynı şekilde yardım noktasında, arama kurtarma noktasında çok güzel ekipler oluşturdu. Artık, tek tek vatandaşlarımızın da bu bilinç düzeyine, bu farkındalığa ulaşması kaçınılmaz hale geldi. ‘Bana bir şey olmaz’ anlayışıyla hareket etme lüksümüz bulunmuyor. Deprem öncesinde alınması gereken tedbirleri hepimizin bilmesi, öğrenmesi ve uygulaması gerekiyor. Deprem anında, deprem sonrasında nasıl hareket edeceğimizi, nasıl davranacağımızı bilmemiz, öğrenmemiz gerekiyor. Ev ya da iş yeri alırken, kiralarken, yaptırırken, bir gün deprem olabileceğini artık hesaba katmamız gerekiyor. Altında oturduğumuz çatının sağlamlığını sorgulamamız gerekiyor. Kısacası, depremle yaşamayı ama tedbirli yaşamayı artık topyekün, milletçe, bilinçli bir şekilde hayatımıza yerleştirmemiz gerekiyor.
Sadece müteahhitleri, denetim kuruluşlarını, yerel yönetimleri değil, artık tek tek kendimizi de sorgulamak durumundayız. Eğer, 1903′te, Malazgirt’te 2 bin 626 kişinin vefat ettiği depremden ders çıkarılsaydı, inanın, 1930′da Hakkari’de 2 bin 514 kişi hayatını kaybetmezdi. Eğer 1939′da tam 32 bin 962 kişinin öldüğü büyük Erzincan felaketinden ders çıkarılsaydı, 1944′te Bolu Gerede’de 4 bin kişi hayatını kaybetmeyebilirdi. 1966′da Varto’da 2 bin 394 vatandaşımızı kaybettik. 1975′te Lice’de 2 bin 385 vatandaşımızı kaybettik, 1976′da Muradiye’de 3 bin 840 vatandaşımızı kaybettik. Bütün bu depremlerin üzerine, Sakarya, Gölcük, İstanbul depreminde maalesef 17 bin 127 kardeşimizi kaybettik.
Biz depreme karşı duyarsız olamayız, duyarsız kalamayız. Yaşanan onca felaketi unutup, hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Hükümet olarak en başından itibaren çok yoğun şekilde depreme karşı hazırlık yapıyoruz. Bir yandan acil müdahale konusunda önemli reformlar gerçekleştirirken, bir yandan da Türkiye genelinde hızla kentsel dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Herkes şunu bilsin ki; bu iş tek başına Hükümetlerin çözebileceği bir iş değildir. Bu mesele, devlet-millet işbirliğiyle, karşılıklı güvenle, anlayışla çözülebilecek bir meseledir. İşte onun için 74 milyonu, muhtemel depremlere karşı teyakkuz halinde olmaya çağırıyorum. Allah’ın izniyle biz, milletçe bu meseleyi çözeriz. Can kaybını, yaralanmaları, mal kaybını en asgariye indirebiliriz. Sıfırlayabiliriz demiyorum. Biz bunu başarabiliriz ve inşallah da başaracağız.
Depremde hayatını kaybeden Japonya vatandaşı dostumuzu da şükranla yad ediyor, ailesine, yakınlarına, Japonya devletine buradan baş sağlığı mesajlarımı iletiyorum.”
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 11 Kasım 2011 / 18:58
Adana’nın Ceyhan ilçesinde bir kişinin, aralarında tartışma çıkan 3 çocuk annesi eşini, arkadaşlarının yardımıyla kayınbabasının evinden kaçırıp, darp ettikten sonra baygın halde polis merkezi yakınında yol kenarına bırakıp kaçtığı iddia edildi.
Alınan bilgiye göre, İzmir’de ikamet eden ve hurdacılık yaptığı öğrenilen Hüseyin Ç. (28), eşi Cennet Ç’yi (25) ve 3 çocuğunu alarak, Kurban Bayramı nedeniyle Ceyhan’daki akrabalarına ziyarete geldi. Çift, bayram süresince Cennet Ç’nin Esentepe Mahallesi’nde oturan anne ve babasının evinde kalırken, yakın akrabalarını ziyaret ederek bayramlarını kutladı.Bayramın son günü, Cennet Çalar ile aralarında henüz belirlenemeyen nedenle tartışma çıkan Hüseyin Ç, bunun üzerine kayınbabası Ali D’nin evinden ayrıldı.
İddiaya göre, Hüseyin Ç, bugün sabah saatlerinde geldiği kayınbabası Ali D’nin evinde konuşma bahanesiyle dışarı çağırdığı eşi Cennet Ç’yi, arkadaşlarının yardımıyla, plakası belirlenemeyen bir otomobile zorla bindirerek kaçırdı.Eşini, Bota Mahallesi’nde bir akrabasının evine götüren Hüseyin Ç, burada sopa ve yumrukla darp ettiği genç kadını, Şehit Fehmi Coşkun Polis Merkezi yakınlarında baygın halde yol kenarına bırakarak kaçtı.
Vatandaşların yerde baygın halde yatarken gördüğü Cennet Ç, 112 Acil Yardım görevlileri tarafından Ceyhan Devlet Hastanesine kaldırıldı.Cennet Ç’nin yapılan muayenesinde darp sonucu burun kemiğinin kırıldığı ve vücudunda darp izleri olduğu tespit edilirken, Hüseyin Ç’nin ve olaya karışan kişilerin polis tarafından yakalanmasına çalışıldığı belirtildi.Damadının kızını kaçırmasının ardından polisi aradığını belirten Ali D. (52), ”Damadım, konuşmak amacıyla dışarı çağırdığı kızımı iki arkadaşıyla zorla kaçırdı. Bir akrabasının evinde kızımı öldüresiye dövmüş” dedi.
Genç kadının annesi Günsel Dinç (50) ise kızının 15 yaşındayken evlendiğini ve bu evliliğinden de 3 oğlunun olduğunu belirterek, şunları söyledi: ”Kızım beni daha önce de defalarca İzmir’den telefonla arayıp kocasının kendisini sürekli dövdüğünü söylemişti. Her defasında da yeniden barışmışlardı. Biraz da bizim adetlerimizde var, ‘kadın eşini terk edemez’ diye. Bayram boyunca araları çok iyiydi. Devamlı şakalaşıyorlardı. Maalesef damadım bayram bitince yeniden dayağa başladı.”
Savcılıktan serbest bırakıldı
Adana’nın Ceyhan ilçesinde, aralarında tartışma çıkan 3 çocuk annesi eşini kaçırıp darp ettikten sonra baygın halde polis merkezi yakınında yol kenarına bırakıp kaçtığı iddia edilen zanlı sevk edildiği adliyeden serbest bırakıldı.
Alınan bilgiye göre, Kurban Bayramı nedeniyle Ceyhan’daki akrabalarına ziyarete gelen ve aralarında çıkan tartışma üzerine Esentepe Mahallesi’nde oturan kayınbabasının evinden eşi Cennet Ç’yi (25) arkadaşlarının yardımıyla kaçırıp darp ederek ve burun kemiğinin kırılmasına neden olduğu öne sürülen zanlı Hüseyin Ç. (28), polisin takibi sonucu yakalandı.
Zanlı Hüseyin Ç, emniyetteki işlemlerin ardından ”darp” suçundan adliyeye sevk edildi. Saldırıya uğrayan Cennet Ç, ifadesinde eşinden şikayetçi olmazken, Hüseyin Ç. Cumhuriyet Savcılığı tarafından serbest bırakıldı.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 11 Kasım 2011 / 18:50
ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, İran’a karşı bir askeri harekatın ”istenmeyen sonuçlar doğurabileceği” uyarısında bulundu.
Amerikalı Bakan, olası saldırının İran’ın nükleer çalışmalarını en fazla üç yıl geciktirebileceğini söyledi.Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu salı günü, İran’ın nükleer araştırmalarının nükleer silah kapasitesine erişme amacı taşıdığını öne sürmüştü.
Panetta Washington’da gazetecilerin sorularını yanıtlarken, ”İstenmeyen sonuçlar konusunda dikkatli olmalısınız” dedi ve saldırının İran’ı yapmak istediklerinden caydıramayabileceğini vurguladı.Amerikalı Bakan, ayrıca ”Daha da önemlisi, bölgede ciddi etkileri olabilir, ayrıca bölgedeki Amerikan güçleri üzerinde de. Bunların hepsinin dikkatli ele alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Panetta, İran’a tavrını değiştirmesi için ”en sert ekonomik yaptırımları ve diplomatik baskıların uygulanması” gerektiğini söyledi.
Amerikan ve İsrail basınında, son günlerde ABD’yle İsrail’in birlikte ya da bu ülkelerden birinin tek başına İran’a saldırı düzenleyebileceği yönünde yoğun spekülasyonlar yapılıyordu.
İran’a yönelik suçlamalar
Atom Enerjisi Kurumu’nun İran ile nükleer silahları ilişkilendirdiği son rapor, bugüne kadar Tahran yönetimine karşı kullandığı en sert ifadeleri içeriyor.
Atom Enerjisi Kurumu’nca BM Güvenlik Konseyi üyelerine sunulan raporun 13 sayfadan oluşan ek bölümünde, Tahran merkezli nükleer çalışmalar konusunda toplanan istihbarat ve verilere yer verildi.
Raporda, İran’ın “nükleer patlayıcı geliştirmeyle ilgili denemeler yapmakta olduğuna dair bilgilere ulaşıldığı” belirtildi.
Atom Enerjisi Kurumu raporunda, İran’ın yürüttüğü çalışmalar arasında yer alan bilgisayar modellerinin tek amacının “nükleer bombayı harekete geçirecek sistemler geliştirmek” olabileceği kaydedildi.
‘Yolumuzdan sapmayacağız’
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ise, ülkesinin nükleer programından ”bir iğnenin ucu kadar bile sapmayacağını” söylemişti.İran lideri, raporun ABD tarafından sağlanmış boş iddialara dayandığını kaydetti.İran’ın nükleer programının enerji amaçlı sivil bir proje olduğu görüşünü tekrarlayan Ahmedinejad, ”Sizin elinizdeki yirmi bin bombanın karşısında, biz iki bomba üretmeyeceğiz.” dedi.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 10 Kasım 2011 / 17:26
‘Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete intikalinin 73. yıl dönümünde saygıyla anıyoruz. Millet olarak Ulu Önder’i kaybetmenin acısını SESLİSİTEM ailesi olarak her 10 Kasım’da paylaşıyoruz. Aynı zamanda çok şanslı bir millet olduğumuzun bilincindeyiz. Çünkü Mustafa Kemal gibi bir lider, bir dahi Türk Milleti’ne nasip oldu.
Her zaman yüreğimizde taşıdığımız üzüntüyü, O’nun fikirlerine, ilke ve inkılâplarına sahip çıkarak, çizdiği yolda dosdoğru ilerleyerek bir nebze de olsa hafifletebiliriz’
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 9 Kasım 2011 / 19:03
Bu ay Meclis’ten geçmesi planlanan tasarıda toplu sözleşme 2 yıllık yapılacak ve dört zammı içerecek.
Memur ve memur emeklilerine ‘yüksek zammın’ yolunu açacak olan, ‘Toplu Sözleşme Yasa Tasarısı’ Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı. Tasarıda, toplu sözleşme sürecinin yol haritasını içeren tam 33 madde yer aldı. Tasarının, Meclis’ten Kasım ayı içinde geçirilerek, Aralık’ta toplu sözleşme görüşmelerine başlanması hedefleniyor.
Tasarıya göre, memurların toplu sözleşme görüşmeleri her yılın Eylül ayında gerçekleştirilecek. Sözleşmeler, genel ve hizmet kolu olmak üzere iki ayrı sınıfta yapılabilecek. Toplu sözleşmeler, sözleşmenin yapıldığı tarihi takip eden iki mali yıl için geçerli olacak. Yani sözleşmeler iki yıllık olarak yapılacak. Altışar aylık dilimler halinde, dört zammı içerecek. Toplu sözleşmelerde, ilk etapta kamu işveren heyeti ve kamu görevlileri sendikaları heyeti masaya oturacak. Kamu işveren heyetinde, Devlet Personel Başkanlığı’nın bağlı olduğu bakan ve bakan tarafından belirlenecek iki üye olacak.
SENDİKAYA ÜYELİK GEREKMİYOR
Sendikalar heyetinde ise en çok üyeye sahip sendikanın belirleyeceği bir başkan ile en çok üyeye sahip üç sendikanın belirliyeceği altı temsilci yer alacak. Heyetler, zam konusunda anlaşama sağlayamazsa, konu Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na gidecek. Tasarıda, hakem kurulunun toplam 11 üyeden oluşması öngörüldü. Kurulun 5 üyesi kamunun 5 üyesi de sendikaların belirleyeceği kişilerden oluşacak. Sayıştay Başkanının da kamudan geldiği düşünülürse, kuruldaki ağırlık 6′ya 5 olarak kamunun lehine olacak. Kurulun vereceği kararlar kesin olacak. Ve yineden müzakere edilmeyecek, doğrudan yürürlüğe girecek. Tasarıya göre, sendikalara üye olmayan memurlar da toplu sözleşmelerde belirlenen yüksek zamlardan yararlanabilecekler. Ayrıca, toplu sözleşmelerde belirlenen her zamdan, memur emeklileri ile sözleşmeli memurlarda yararlanacak.
SEÇİM ÖNCESİ MAAŞ TORPİLİNE SON VERİLDİ
Star Gazetesi’nin haberine göre imzaya açılan tasarıya göre toplu sözleşme hükümleri, yerel yönetimlerde görev yapan memurları da kapsayacak. Tasarıda, belediye başkanlarının yerel seçimler öncesinde yüksek zam vermesinin de önüne geçildi. Tasarıda “Personelin aylık ve ücretlerini ödemeyen mahalli idarelerde ve mahalli genel seçimlere 24 aydan az süre kalması halinde mahalli idare tazminatı müzakareleri ve sözleşmesi yapılamaz” hükmüne yer verildi.
20 BİN SAĞLIK PERSONELİ ALINACAK
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sağlıktaki eski çalışanlar ve emeklilerin özlük hakları ile ilgili bir çalışmaları olduğunu açıkladı, maaşlarının iyileştirileceği müjdesini verdi. Akdağ ayrıca, önümüzdeki yıl hekimler dışında 20 bin sağlık personeli alacaklarını kaydetti. Sağlık Bakanlığı’nın yeni Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte sağlık alanında birçok yeniliğe gidilirken, Bakan Recep Akdağ, KHK’da yapamadıkları bazı düzenlemeler üzerine çalıştıklarını bildirdi.
Akdağ, sağlıktaki eski çalışanlar ve emeklilerin özlük haklarını iyileştirecek bir yasal çalışma yürüttüklerini kaydetti. Çalışmanın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda başlatıldığını ifade eden Akdağ, “Sağlık çalışanları ile ilgili güzel bir şeyler yapacağımıza dair hem hükümet programımızda hem de beyannamemizde ifadeler var. Ekonomi yönetimiyle eski çalışanlar ve emeklilerin özlük hakları konusunda çalışma içindeyiz ve maaşlarını iyileştireceğiz” dedi.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2012 yılında kamuya 90 bin kişi alacaklarını açıkladığını da anımsatan Akdağ şunları söyledi: “2012 senesinde hastaneler ve üniversitelere 20 bin sağlık personeli alacağız. Ama doktorlar bunun dışında. Doktorları hemen alacağız. Onlarda sınır yok.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 9 Kasım 2011 / 18:56
Yüzbaşı Yılmaz Tankül, 2008’de 9 askerin şehit olduğu PKK saldırısında bitkisel hayata girdi. Şimdi 10 yaşında olan kızı Beyza “Duyar ve uyanır” diye babasının başında keman çalıyor ve annesi, kardeşiyle dua ediyor.
PKK terör örgütünün yola döşediği mayınlı pusuda yaralanan Yüzbaşı Yılmaz Tankül’ün tedavi gördüğü GATA’da 3.5 yıldır gözlerini açması bekleniyor. Erzincan’ın Kemah İlçesi Ulupınar Köyü kırsalında 11 Ağustos 2008 tarihinde PKK’nın yola döşediği mayınlı pusuda 9 asker şehit düşmüş, iki asker de yaralanmıştı. Hain pusudan yaralı olarak kurtulan Yüzbaşı Yılmaz Tankül önce Erzincan Devlet Hastanesi’ne ardından da askeri uçakla Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne getirilerek, tedavi altına alındı.
BABAN ŞEHİT KIZIM
Yüzbaşı Tankül’ün öğretmen eşi Halime Tankül, yaralandığında 6 aylık olan oğlu Burak Eren ile şimdi 10 yaşında olan kızı Pakize Beyza’nın babasını bitkisel hayatta görmemesi için önce “Senin baban şehit” kızım diyerek gerçeği gizledi. Uzun süre sonra ise kızını hastaneye götürüp gerçeği açıklayan Halime Tankül hastane kapısında, 4 yaşındaki oğlu Burak Eren ve kızı Pakize Beyza ile birlikte eşinden gelecek mutlu haberi bekliyor. Sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta adına sayfa açılan Yılmaz Tankül için tüm sevenleri seferber oldu. Uğradığı silahlı saldırının ardından yeniden hayata dönen ve ayağa kalkan İbrahim Tatlıses, Tankül Ailesi’ni umutlandırırken, Yüzbaşı’nın raporları ünlü beyin cerrahı Gazi Yaşargil’e gösterildi. Yaşargil, “Tıbben gerekli her şey yapılmış. Umut kesilmez, bekleyeceğiz” dedi.
BABASINA KEMAN ÇALIYOR
Yılmaz Tankül’ün kızı Pakize Beyza Tankül, 3.5 yıldır bitkisel hayatta olan babasına keman çalıyor. Babasını ziyarete kemanıyla giden ve başucuna oturan Pakize Beyza Tankül’ün bu davranışı hastanedeki hasta yakınlarını ve görevlileri de gözyaşlarına boğuyor. Anne Tankül, bu bayramda 4 yaşındaki oğlunun, “Babam zaten uyuyor, gitme” dediğini anlatırken, kızının kendine ayrı bir dünya kurduğunu ve babasını soranlara ise hastaneye yattığını söylediğini ifade etti. Umutlu bekleyişlerinin sürdüğünü belirten Halime Tankül, “Yılmaz bir gün gözlerini açacak. Hep birlikte evimize döneceğiz” dedi.
OĞLUNU HİÇ GÖRMEDİ
GATA’da Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavisi devam eden Tankül’ün oğlu Burak Eren’i hiç görmediği ortaya çıktı. Afyonkarahisar’ın Sultandağ İlçesi Yakasenek Beldesi’nde yaşayan baba Mehmet Tankül ise, oğlunun yaralandığı günden itibaren hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını söyledi. Tankül, “Oğlumun komadan çıkmasını beklemek çok zor. Ben oğlumu zor şartlar altında büyüttüm ve okuttum. Şimdi oğlumun gözlerimin önünde erimesine dayanamıyorum. Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar. Artık birisi buna dur demeli” dedi. Tankül, kendilerini hiçbir siyasi liderin ve devlet adamının aramadığını belirterek sadece ve sadece Silahlı Kuvvetler’in ilgilendiğini söyledi.
HELİKOPTER KAZASINDAN KURTULDU
Oğlu Burak Eren’in, hiç görmediği babası Yüzbaşı Yılmaz Tankül 2000 yılında Ankara’da Sikorsky eğitimi aldığı sırada içerisinde bulunduğu helikopterin düşmesi sonucu meydana gelen kazadan yaralı olarak kurtulmuştu. 6 aylık tedavinin ardından Yılmaz Tankül yeniden görevine dönmüştü.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 9 Kasım 2011 / 18:16
F-16 uçakları ve Altay Tankı gibi kritik projeler üzerinde çalışan 3 mühendisin ‘garip’ intiharlarının soruşturmasında savcı, Adli Tıp’a “ölüm nedeni intihar mı, cinayet mi net bir cevap verin” diye sordu.
Star gazetesinde yer alan habere göre Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Murat Demir, Adli Tıp Kurumu’ndan ölen mühendis Hüseyin Başbilen’in boğazındaki 20 santimlik bıçak kesiğinin açıklanmasını istedi. Demir, mühendislerin cinayetle mi yoksa intihar yoluyla mı öldüğüne ilişkin olarak net bir karar verilmesini talep etti.
ÖLÜM NEDENİ İÇİN NET CEVAP VERİN
Psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle 2006 yılında intihar ettikleri öne sürülen ASELSAN mühendisleri Hüseyin Başbilen, Halim Ünsal ve Evrim Yançeken’in ölümleri ile ilgili soruşturmayı yürüten savcı Murat Demir, Adli Tıp Kurumu’na ikinci kez yazı yazarak şüphelerin ortadan kaldırılmasını istedi. Daha önce mühendislerden Hüseyin Başbilen hakkında Adli Tıp Daire Başkanlığı’nın 10 üyesinden 7’sinin intihar, 3’ününse cinayet dediğini hatırlatan Savcı Demir, “Ölüm nedeni hakkında net cevap verin. Adli Tıp Genel Kurulu’nun onayı olsun” uyarısında bulundu. Yeni delillerle Adli Tıp Kurumu’nun raporundaki şüpheleri ortadan kaldırmayı hedefleyen Savcı Demir, ikinci yazısında yeni sorulara Adli Tıp’ın açıklık getirmesini istedi.
ADLİ TIP’TAN AÇIKLAMA İSTEDİ
Otopsi raporunda Hüseyin Başbilen’in boğazındaki 20 cm’lik kesiğin 2-3 cm olarak gösterildiğini belirleyen savcılık bu duruma Adli Tıp raporunda açıklık getirilmesini talep etti. Savcı Demir, Adli Tıp Kurumu’na “Başbilen’in boynunda ve bileğinde bulunan kesiklerin yönleri ve şekli ile kesik sayısı net olarak açıklansın” dedi. Savcılık ayrıca 3 mühendisin ölümüne ilişkin olarak “Ölüm nedeni hakkında net cevap verin. Raporlarda Adli Tıp Genel Kurulu’nun onayı olsun” uyarısında bulundu. Adli Tıp raporunda “psikolojik sorunlar nedeniyle intihar etti” denilen mühendislerin psikolojik tedavi kaydının olmadığını bildiren Savcı Demir, bu duruma Adli Tıp Kurumu’nun açıklık getirmesini de istedi.
ESKİ RAPOR UYGUL DEĞİL GEÇERSİZ
Cumhuriyet Savcısı Demir, otopsi raporunun Adli Tıp Kanunu’na uygun olmadığı ve bu yüzden alınan kararında geçerli olmadığı gerekçesi ile Başbilen’in otopsi raporu, olay yeri inceleme raporu ve çekilen video görüntülerini Adli Tıp Kurumu’na göndermişti. Adli Tıp Genel Kurulu’nun söz konusu raporların tamamını yeniden incelemeye alırken yeni sorular ile birlikte mühendislerinin ölüm nedeninin intihar mı, cinayet mi olduğu konusundaki şüphelerin ortadan kalkacağı ve soruşturmanın da sonuçlanacağı bildirildi.
ÜÇ MÜHENDİSİN ORTAK ÖZELLİĞİ YAZILIMLAR
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teknoloji ve silah üssü ASELSAN’da görevli üç mühendisin ölümü üzerindeki sis perdesi kaldırılmaya çalışılıyor.
Milli Tank Projesi üzerinde çalışan mühendis Hüseyin Başbilen, 7 Ağustos 2006’da boğazı ve bileği kesilmiş olarak aracının içinde bulunmuştu. Ardından 17 Ocak 2007’de Halim Ünal kafasına isabet eden tek kurşunla öldü. Dokuz gün sonra da Evrim Yançeken oturduğu binanın 6’ncı katından düşerek can verdi. ODTÜ mezunu üç genç mühendisin ölüm nedenleri kayıtlara intihar olarak geçti. Ancak üç mühendisin ortak bir özeliği vardı: Uçakları saldırıdan koruyan dost-düşman tanıma sisteminin uzmanı olmaları.
Makine mühendisi. 7 Ağustos 2006’ta otomobilinde ölü bulundu. Bir intihar mektubu bıraktı. Milli tank projesi üzerinde çalışıyordu. F-16’larında sinyal kırıcı sistemi üzerinde de çalıştı.
HALİM ÜNAL
Elektrik Elektronik Mühendisi. 17 Ocak 2007’de Ankara Eymür Gölü kenarında bulundu. Kafasına sıkılan tek kurşunla öldüğü bildirildi. F-16’ların modernizasyonuyla ilgileniyordu.
EVRİM YANÇEKEN
Elektrik mühendisi. 26 Ocak 2007’de Ankara Batıkent’te ölü bulundu. 7. kattan atladığı kayıtlara geçti. “Artık dayanamıyorum. İntiharımdan kimse
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 9 Kasım 2011 / 18:06
Karşısında Erdoğan’ı gören Emine Nine, “Uşağum, ben seni hep televizyonlardan görürdüm.Uşağum seni çok seviyrum” dedi.

Bayram tatilini babaocağı Rize’de geçiren Başbakan Erdoğan, bugün hemşerileriyle vedalaşarak Rize’den ayrıldı.
Bayram tatilini baba ocağı Rize’de geçiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün ağabeyinin mezarını ziyaret etti, bir camide öğle namazı kılıp vatandaşlarla bayramlaştı. İlçede TOKİ tarafından yaptırılan işyerleri ve konutların önünden geçen yolda inceleme yapan Erdoğan, akşam saatlerinde hemşerileriyle vedalaşarak Rize’den ayrıldı.
Erdoğan’ı uğurlamak için gelen vatandaşlar araısndaki 110 yaşında olduğunu söyleyen Emine Kaba, Emine Erdoğan tarafından yanına götürüldüğü Başbakan Erdoğan’a “Uşağum, seni çok seviyrum. Allah senden razı olsun” dedi.
Kurban Bayramı dolayısıyla 6 Kasım Pazar akşamı geldiği Güneysu ilçesinde Merkez Mahallesi’ndeki konutunda dinlenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün öğle saatlerinde ilçeye bağlı Dumankaya köyüne giderek, önce camide öğle namazını kıldı, ardından vatandaşlarla sohbet edip bayramlaştı. Başbakan Erdoğan, daha sonra ağabeyi Hasan Erdoğan’ın köydeki mezarını ziyaret etti. Daha sonra Güneysu ilçe merkezine gelerek, burada TOKİ tarafından yaptırılan işyerleri ve konutların önünden geçen yolda incelemelerde bulunan Erdoğan, yol hakkında yetkililerden bilgi aldı. Başbakan Erdoğan, daha sonra Merkez Mahallesi’ndeki konutuna döndü. Erdoğan’ın yolda yaptığı inceleme öncesinde korumaları tarafından çevrede bekleyen çocuklara oyuncak dağıtıldı.
Erdoğan, akşamüzeri ise ilçeden ayrılmak üzere eşi Emine Erdoğan ile birlikte konutundan çıktı. Erdoğan, ilçe meydanında kendisini uğurlamak için toplanan vatandaşlarla bayramlaştı. Bu sıradaEmine Erdoğan’ın yanına yaklaşan ve 110 yaşında olduğunu belirten Taşdelen köyünde yaşayan Emine Kaba, Başbakanı çok sevdiğini ve kendisini görmek istediğini söyledi. Bunun üzerine Emine Erdoğan, asırlık ninenin kolunu tutarak, kalabalığın içindeki Başbakan Erdoğan’ın yanına getirdi.
Karşısında Başbakan Erdoğan’ı gören Emine Nine, “Uşağum, ben seni hep televizyonlardan görürdüm. Ben sizin karşı köyde otururum. Çok görmek istememe rağmen, bir türlü görememiştim. Uşağum seni çok seviyrum. Allah senden razı olsun” dedi. Yaşlı kadına sarılan ve yaklaşık 5 dakika ayaküstü sohbet eden Başbakan Erdoğan, Emine Nineye bir isteğinin olup olmadığını sordu. Cevap alamayınca “Bunu tanıyan yok mudur?” diye kalabalığa seslendi. Kulakları ağır işiten yaşlı kadın, bunun üzerine Başbakan Erdoğan’a hiçbir isteğinin olmadığını ve tek amacının onu görmek olduğunu söyledi.
Vedalaşma sırasında vatandaşlarla tek tek tokalaşan Erdoğan, vatandaşların ilettiği sorunların giderilmesi için yetkililere talimat verdi. Buradan makam aracıyla Trabzon’a hareket eden Erdoğan’ı Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, Belediye Başkanı Halel Bakırcı, İl Jandarma Komutanı Jandarma Albay Turhan Talu, öteki ilgililer ve vatandaşlar uğurladı. Güneysu ilçesi çıkışında yol kenarında bekleyen vatandaşlar ve çocukları görünce makam aracını durdurup araçtan inen Başbakan Erdoğan, vatandaşlarla bayramlaştı, çocuklara oyuncaklar dağıttı.
Başbakan Erdoğan, daha sonra makam aracıyla yola devam etti. Erdoğan ile birlikte eşi Emine Erdoğan da Trabzon’a gitti.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 9 Kasım 2011 / 17:55
ABD, dünyada ilk kez bir ülkeye F-16 savaş uçaklarının ‘kaynak kodlarını’ vermeyi kabul etti
Türkiye, F-16’ların bilgisayar sistemine tam hakimiyet sayesinde Türk malı parçalar ve silahları bu uçaklarda kullanabilecek. Başka ülkelerin F-16’larını modernize ederek para kazanabilecek.
ABD merkezli Lockheed Martin firması tarafından üretilen ve tüm dünyada savaş uçaklarında standart olarak kabul edilen F-16’lar için Türkiye’nin yıllardır talep ettiği “kaynak kodları” sonunda geliyor. F-16’nın uçuş sistemi ve silahlarını tamamen kontrol eden bilgisayar programı Amerika’nın tekelindeydi. Şimdiye kadar 4 bin 200 adet üretilen ve dünyada ABD ve İsrail dahil 26 ülke tarafından aktif olarak kullanılan savaş uçaklarındaki bu kısıtlama nedeniyle, hava kuvvetlerinde F-16 bulunan ülkeler, bu uçakları modernize etmek istediklerinde mutlaka ABD’ye başvurmak zorunda kalıyor, kendi fabrikalarında ürettikleri bombaları, füzeleri ya da parçaları da F-16’nın bilgisayar sistemi bunları tanımadığı için kullanamıyordu. İşte bu kısıtlama artık Türk Hava Kuvvetleri için geçerli olmayacak. ABD’den tanesi 60 milyon dolara yeni sipariş edilen 30 F-16C uçağıyla birlikte envanterinde yaklaşık 250 F-16 bulunan Türk ordusu bu alanda ABD ile birlikte dünyanın en büyük F-16 filosuna sahip ülkesi oldu.
2.9 milyar $’lık anlaşma
Vatan gazetesinin haberine göre Ankara ile Washington arasında imzalanan modernizasyon anlaşması uyarınca Türk Hava Kuvvetleri’ne ait 213 adet F-16 savaş uçağı tanesi 5.2 milyon dolardan modernize edilecek. Toplam boyutu 2.9 milyar dolara ulaşan bu anlaşmanın en önemli maddesi ise ABD’nin dünyada ilk kez F-16’ların kaynak kodunu Türkiye’ye vermeyi kabul etmesi oldu. Türkiye, Türk mühendislerin TAI’de bir F-16 sistem yazılımını başarıyla geliştirmesinin ardından Washington’a uçaklarda bu sistemi kullanma isteğini iletmişti. Obama yönetimi de bu talebe sıcak baktı ve ABD’n bu jesti sayesinde ASELSAN tarafından üretilen silah sistemlerinin F-16’larda kullanılmasının yolu açılmış oldu. Türkiye, dünyada F-16 modernizasyonunda ABD’nin tekelini de bu sayede kırmış olacak. Pakistan’ın kullandığı eski model F-16 uçaklarının modernizasyonunu Türkiye üstleniyor.
SAVAŞAN ŞAHİN
- Üretici: Lockheed Martin
- İlk Uçuş: 2 Şubat 1974
- Hizmete Giriş: 17 Ağustos 1978
- Mürettebat: 1-2 Motor: Tek l Uzunluk 14,8 m l Yükseklik 4,8 m
- Tırmanma Hızı: 254 m (834 ft) /sn l Servis Tavanı: 15.240 m (50.000 ft)
- Menzil: 1.000 km l Hızı: 2175 km/sn (2.05 mach, 12 bin metrede)
3 SORUDA KAYNAK KODU
KAYNAK KODU NEDİR?
- Nasıl Microsoft, ürettiği Windows yazılımının kaynak kodlarını başka biri kendi bilgisi dışında değiştirmesin diye dünyada kimseyle paylaşmıyorsa, Amerikan ordusu da F-16’ların kendi bilgileri dışında modifiye edilmesini engellemek için bu uçakların yazılımlarının kodlarını kimseyle paylaşmıyor. F-16 kullanan ülkeler bu uçakları yenilemek istediklerinde ABD de kaynak kodu elinde olduğu için para kazanıyor. Kaynak kodu olmadan uçağın uçuş sistemine, silah sistemlerine erişim mümkün değil. F-16’nın fırlattığı füzelerin aynısını dahi üretseniz, uçaklar bunları tanımayacağı için kullanamazsınız. Sadece Amerikan yapımı silahları kullanabilirsiniz.
NEDEN GİZLİ TUTULUR?
- Eğer düşman bir ülke bu kodları eline geçirse ABD üretimi bu uçakların sistem teknolojisine tamamen erişmiş olur.
KAYNAK KODLA NE YAZILAMAZ?
- Kaynak kodu uçağı kapatmaya yaramaz. Uçağı hiçbir şekilde uzaktan kontrol etmeye olanak vermez. Başka ülkelere ait hava kuvvetlerini uçuş bilgisayarında düşman-dost olarak tanımlamaya yarayan sistemden farklıdır. Bu “object code” ile ayarlanabilir