
How Is My Site?
Total Voters: 14




(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 29 Ocak 2012 / 13:10
Gazze yönetimini elinde bulunduran Hamas’ın lideri Halit Meşal’in Suriye’deki merkez üssünü boşalttığı haberlerinin ardından gözler Türkye’ye çevrildi. Katar merkezli El Şark gazetesine konuşan üst düzey bir yetkili, Ankara’nın Türkiye’de resmi bir Hamas ofisi kurulmasını kabul ettiğini öne sürdü. Şimdi bu ofisin kurulması halinde Meşal’in Türkiye’ye yerleşip yerleşmeyeceği tartışılıyor. Katar ve Mısır da Meşal’in olası adresleri arasında yer alıyor.
‘Hiç utanmıyor musunuz!’
Halit Meşal, 2001 yılından beri Suriye’de sürgünde yaşıyordu. Hamas yönetimi böylece İsrail istihbarat teşkilatı Mossad’ın saldırılarından korunuyordu. Ancak Suriye’de geçen mart ayında başlayan isyanın ardından Hamas’ın bu ülkedeki geleceği de tartışma konusu oldu. Önce Hamas militanlarının ailelerini Şam’dan uzaklaştırdığı haberi geldi. Sonra üst düzey yönetimin de ayrılacağı yönünde dedikodular başladı.
Amerikan Wall Street Journal gazetesi aralık ayında üst düzey bir Hamas yetkilisine dayanarak verdiği haberinde örgütün Türkiye ve Katar’ın zoruyla Şam’dan taşınmaya hazırlandığını yazdı. Yetkili “Suriye’den hemen ayrılmamızı istediler. ‘Hiç utanmıyor musunuz? Artık yeter, dışarı çıkmalısınız’ dediler” dedi. Ancak bu haber uzun süre doğrulanamadı. Hatta Esad’ın Meşal’i istemediği yönünde haberler bile çıktı.
Sonunda önceki gün ABD’nin en saygın gazetelerinden New York Times, Halit Meşal’in Şam’dan ayrıldığını yazdı. Gazeteye Gazze’de konuşan bir Hamas yetkilisi “Suriye’deki durum orada kalmaya müsait değil. Şam’da hiç Hamas lideri kalmadı” dedi. Yetkili Şam’daki ofisin kapanma kararının henüz resmiyet kazanmadığını, yeni üssün neresi olacağına da karar verilmediğini söyledi.
Ay başında anlaştılar
Yeni ofisin adresi ile ilgili ipucu ise yine bir Hamas yetkilisinden geldi. Katar merkezli El Şark gazetesine konuşan üst düzey bir isim Hamas’ın iki üç hafta içinde Türkiye’de ofis açacağını söyledi. Bu kişi, kararın Gazze Şeridi’ndeki yönetimin Başbakanı Haniye’nin ocak başında Türkiye’ye yaptığı gezi sırasında alındığını aktardı. Ancak bu ofisin niteliği ve kimlere ev sahipliği yapacağı kesinlik kazanmadı. ABD’nin bir başka önemli gazetesi Washington Post’un internet sitesinde dün yayımlanan bir makalede ise “Hamas’ın yeni yuvası Türkiye mi” sorusu soruldu. Gazetenin ThinkTanked isimli resmi blogunda yayınlanan yazıda “Bölgeden gelen haberlere göre Hamas Türkiye ile yeni ilişkiler kuruyor. Türkiye’de birkaç hafta içinde resmi bir Hamas ofisi açılması ve Gazze’nin yeniden inşası için 300 milyon dolarlık yardım da planlar arasında” ifadesi kullanıldı.
‘Ankara utanabilir’
ABD’nin en etkin düşence kuuluşlarından Council on Foreign Relations uzmanlarından Elliott Abrams gelişmeleri yorumlayan ilk isim oldu. Abrams “Eğer Hamas Türkiye’ye gidiyorsa Suriye ve İran’ın örgüt üzerindeki etkisi azalmış demektir. Türkiye yükseldiği ve Erdoğan iktidarda kaldığı müddetçe Hamas için çok akıllıca bir adım… Bakalım Türkiye Hamas’ta seçimleri destekleyecek mi? Ya da El Fetih’le birleşmesini, İsrail’le görüşmesini teşvik edecek mi?” yorumunu yaptı. Abrams, Hamas’ın İsrail’e saldırması halinde bu yeni ortaklığın Ankara için utanç verici olabileceğini, ABD ve AB ile ilişkileri zora düşürebileceğini not etti.
Halit Meşal, Hamas’ın 1987’de kurulmasının ardından örgütün Kuveyt temsilciliğini üstlenmişti.
İktidarı bırakacağını söylemişti
1963’te Ramallah’ta dünyaya gelen Halit Meşal, 1967’de ailesiyle beraber Ürdün’e kaçtı.
Kuveyt Üniversitesi’nden mezun olan Meşal, Hamas’ın kuruluş aşamasında rol aldı.
1991 yılında Ürdün’e taşındı. 1996 yılından itibaren örgütün politik büro şefi olan Meşal, 1997 yılında Ürdün’de Mossad’ın suikast girişiminden kurtuldu. Ürdün 1999 yılında Hamas’ı ülkeden attı. 2004 yılında örgütün lideri Abdülaziz El Rantisi’nin öldürülmesinin ardından Hamas’ın bir numaralı ismi oldu.
Meşal geçen hafta seçimlerden sonra liderliği bırakacağını açıkladı. Ancak bunun siyasi bir manevra olabileceği konuşuluyor.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 29 Ocak 2012 / 13:03
İZMİR’de lise öğretmeni Refet Ali Kayakıran’ın (43) facebook şifresini kırarak hesabını ele geçiren kişi ya da kişiler, site üzerinden arkadaşlarıyla irtibata geçerek öğrendikleri telefon numaralarına mesaj gönderip, dolandırıcılık yaptı.
ARKADAŞLARI DOLANDIRILMIŞ
Ertesi gün gittiği okulda Kayakıran, gece giremediği facebooktaki hesabı üzerinden arkadaşlarıyla yazıştığını öğrendi. Arkadaşları, `telefon numaralarımızı istedin. Bir süre sonra telefonumuza, paymo adlı bir şirketten ürün ve hizmet adlı mesaj geldi. Bu mesajı onayladığımızda da onay başına 35 TL para kesildi’ demesi üzerine şaşkına dönen Kayakıran, arkadaşlarına durumu anlattı. Bir kez daha polise giden Kayakıran, dolandırıcılık olayını anlatıp, şikayetçi oldu. Polis ekipleri sanal dolandırıcının kimliğini belirlemek için çalışma başlattığı belirtildi.
DİKKATLİ OLUN
olayın şokunu halen üzerinden atamadığını dile getiren Kayakıran, “Arkadaşlarıma facebook adresimin başkası tarafından ele geçirildiğini, karakola giderek şikayetçi olduğunu söyledim. O mesajları yollayanın ben olmadığımı söyledim” dedi. Yaklaşık 5 yıldır facebook kullandığını ve böyle birşeyin ilk kez başına geldiğini söyleyen Kayakıran, “Facebook hesabımı açtığımdan beri aynı şifreyi kullanıyorum. Tehlikeli olduğunu söylerlerdi. Bizim de başımıza gelecekmiş. Keşke şifremi daha fazla karakterden oluşturup, sık sık değiştirseydim” dedi.
“HER MESAJ GÖNDERENE CEVAP VERMEYELİM”
İnsanımızın iyi niyetli olduğunu dile getiren Kayakıran, “Bir arkadaşım mesajı bir kez onaylamış 35 TL almışlar. Diğer bir arkadaşım dört kez onaylamış 140 TL’sini almışlar. Arkadaşlarım bana güvenerek bu mesajları onaylamışlar. Belki daha beni aramayan, belki dolandırıldığının henüz farkına varmayan başka insanlar da var. Bence bu tip mesajları aldığımızda hemen güvenmemeliyiz ve cevap vermemeliyiz” dedi.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 29 Ocak 2012 / 12:53

Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın 58′inci madde, kulüpler arası gerginlikler, Türk futbolunun geleceği ve kendi duygu dünyasıyla ilgili sözleri büyük yankı yarattı.
Bugün söz sırası olayın en önemli taraflarından Kulüpler Birliği’nde…
Son zamanlarda Beşiktaş Başkanlığı şapkasının dışında, ayrı bir profille sivriliyor Demirören. Açıkça ve cesurca inisiyatif aldı. Birkaç kez Başbakan’la da görüştü, sonuç üretti. Siyah Beyazlı camiadan da tepki toplamayı göze aldı. İşte, Beşiktaş’ın ve Kulüpler Birliği’nin Başkanı Yıldırım Demirören’in Akşam gazetesinden İsmail Küçükkaya’ya yaptığı çok tartışılacak açıklamalar:
Evet, bu krizden çıkış var. Benim gördüğüm, herkesin kendi formasını acilen çıkarması gerektiğidir. Hepimiz taraftara oynamayı bırakalım. Başlangıç bu. Ardından, Türk futbolunu tartışmaya açalım.
Hayır, şu anda varsa yoksa 58′inci madde… Puan silme mi küme düşme mi? Fenerbahçe mi Trabzon mu? Bunlar tartışılıyor. Oysa bu konular talidir. Büyük resim kaçırılıyor.
Mehmet Ali Bey götürebilecekse götürsün. Götüremeyecekse başka birini bulalım.
Futbol camiasının ortak kararına göre strateji belirleyeceğiz. Kararlarımızı alacağız. UEFA ile karşı karşıya geleceksek hep beraber gelelim.
Bu sezon her şartta tamamlanır. 58 ile ilgili düzenleme zaten federasyonun yetkisinde. Kullanabilir. Mesele Türk futbolunun nereye gideceği… Tek Fenerbahçe değil ki… Futbolumuzun rotasına bakalım. Suçlu suçsuz avına çıkmanın zamanı değil. Hepimiz yanıyoruz.
Aslına bakılırsa, çıkacak düzenleme kaostan kurtarmayacaktı. Krizi bitirmiyordu. Eğer orada kavga patlamasaydı 58 değişirdi. Kavga çıktı, orada bitti, bunu kimse görmüyor. Biz o sabah 9.00′da toplanma kararı almıştık, Mehmet Ali Bey bir saat gecikti, o da olumsuz etkiledi. 58 geçici bir rahatlıktı, olmadı. Ben diyorum ki gelin futbolu masaya yatıralım.
En doğrusu, mahkeme sürecini beklemektir. İdeal olan bu. Mahkeme karar versin, boynumuz kıldan ince.
- Yapılabilir mi? 5-6 yıllık bir takvimden bahsediyoruz. Futbolda kanaatle karar verme uygulaması var…
Önce Türk futbolunu kurtaralım. Gerekirse 1-2 yıl fedakarlık yapalım.
- Nasıl yani… UEFA hiçbir Türk takımını Avrupa’ya almayabilir…
Mücadele yöntemini belirleriz. Genel kurulda karar alırız. Gerekirse hiçbirimiz Avrupa’ya gitmeyiz.
En baştan aldık. Mecburiyetimiz olmamasına rağmen kupayı da iade ettik, gerekirse Avrupa’ya da gitmeyelim diye önerdik.
(Beşiktaş’ın kupayı iade etmesi ve Serdal Adalı’nın yöneticilikten istifa etmesinin UEFA nezdinde çok olumlu karşılandığını belirtmeliyiz./İ.K.)
Tartışalım. Aksi halde böyle giderse Türk futbolu batağa saplanacak ve hiçbirimiz Avrupa’ya gidemez hale geleceğiz. O halde radikal bir adım atabiliriz.
Taraftara oynuyorlar. Galatasaray sütten çıkmış ak kaşık mı? Onlar Türk sporunun, futbolunun içinde değiller mi? Olgunlaşalım artık. Hepimiz olgunlaşalım. Formaları çıkaralım. Taraftara, futbolcular oynar, taraftara takım oynar, yönetimler değil.
Dört dörtlük biridir. Çok iyi niyetlidir. Yıprandım, yoruldum diyor, çok haklı.
En baştan beri kanaatle karar verebilirdi. Türk futbolunu düşündü, iyi niyetle çalıştı.
Kimse zarar görmesin diye çabaladı. Ben de ona 50 kere söyledim. ‘Sana yazık oluyor, işadamısın, zarar göreceksin. Genel Kurul’a gitme. Gidersen o salonda istifa etmek zorunda kalabilirsin’ dedim. Türk futbolu bugün milat yaşıyor. Kötüden iyiye, krizden istikrara döndürebiliriz. Ben iyimserim ama işbirliği şart. Korkmayalım.
Yazar: admin
Tarih: 27 Ocak 2012 / 22:14
Yarışma Eglence saat 21 :00
Hazırlayan Sunan: Mina
Salı
Konulu Sohbet Tartışma saat 21 :00
Hazırlayan Sunan: Berfin
Çarşanba
Türkuler Canlı saat 21 :00
Hazırlayan Sunan: Fısıltım23
Perşenbe
Yarışma Eğlence saat 21 :00
Hazırlayan Sunan: vartes
Cuma
Toplantı: Saat 22:00
Cumartesi
Canlı Şiir saat 21 :00
Hazırlayan Sunan: Baybatur23
Pazar
Genelkultür Yarışma saat 21 :00
Hazırlayan : Doğukan Sunan: Sanalyakuza
Yazar: admin
Tarih: 25 Ocak 2012 / 17:02
SesliSite Denildiğinde aklımıza gelecek tek şey sesli sohbet siteleridir. Biz bu alanda eskilerden olmamıza ragmen sitemize ne seo var nede lıng reklam yanı para ile desteklenen bir site değiliz tum chat stelerınde bildiğiniz gibi büyük paralarla seo ve lıng satın alınarak kurulan bircok site var tum bunlara rağmen seslisite bitişik olarak yazdığımızsa bizim sitemiz goglede 1. sayfada 1. sırada cıkıyor. Bu aslında değerlendirilmesi gereken bir konu. Seslisite seslichat sesli sohbet bu anahtar kelimelerde zirvede olmak herfkesin hayalını kurduğu ve bu hayale ulaşmak için caba ve para harcadığı ve çıkmak için mücadele veriler bir konumdur. seslisite anahtar kelimede site adını yazmadan cıktıgımız ve cok kullanılan bir anahtar kelımedır… vartes
Yazar: admin
Tarih: 25 Ocak 2012 / 14:28
Ermeni Diasporası ve Fransa
Bugünki yazımda öncelikle şu karıkatürü anlatacağim;
Aslında olayı resim anlatıyor. Ben farklı bakışlarda konu açmakta istemiyorum kendi düşüncemi söyleyeceğim.
Biz daha öncede Ermeniler için başka bir yasayı konuşmadıkmı yine sokağa doküldük boykot yapacağız dedik ahkam kestik senatodan geri döndü ve herşeyi unuttuk. Fransada neyi gördü dediki kendilerince bu Türkler boykot yaparız derler fakat hiç birşey yapamazlar yapsalardı daha onceden yaparlardı baksana daha dün israilede öyle yapacaz böyle yapacaz dediler ne yaptılarkı hala allah aşkına 11 canımızı aldınız bir özür dileyinde barışalım ne olur dıyorlar.. Yine aynısı olur bence fransaya karşı oyle yada böyle konuşurlar kınarlar ama yınede uçaklarını bizden alırlar..Bakın altını cızerek söylüyorum fransadan ıthal ettımız ürünleri inceleyin:
Benzin: Total, Elf. Yoğurt: Danone, Yoplait. Şişe suyu: Perrier, Danone, Evian. Mutfak eşyaları: Tefal. Oto lastiği: Michelin, Uniroyal, Oto yedek parça: Valeo. Otomobil: Renault, Peugeot, Citroen. Giyim: Lacoste , Givenchy, Pierre Cardin, Yves Saint Laurent, Etam, René Derby, Sonia Rykiel, Cacharel, Daniel Hechter. Çanta: Longchamps, Lancel, Louis Vuitton. Şampuan: L’Oreal, Studio Line, Lancome. Bebek ürünleri: Bledina, Mellin, Majorette, DPAM, Petit Bateau. Kozmetik: L’Oreal, La Roche Posay, Biotherm, Christian Dior, Clarins, Vichy.Parfüm: Chanel, Christian Dior, Clarins, Drakkar Noir, Fahrenheit, Lancome, Lavendar Harvest. Cilt bakım ürünleri: Clarins, Guerlain, Avon, Avene İnşaat: Ondulin Avrasya (Onduline -Bituline-Isoline)Lafarge, Chryso, Weber Markem Seyahat: Air France, Club Med Tıraş bıçağı: BIC Çmak: BIC, Cartier ırtasiye: BIC, Sheaffer Spor kipmanı: Le coq sportif Tlekom: Alcatel
Sigorta: AXA, Güneş Sigorta, Başak Sigorta, Başak Emeklilik (Groupama International)
Peki bunları biliyormuyuz yada kullanırken Amane be bir beim yapmamlamı olacak bu iş demiyoruz.. İşte biz bunlara dikkat etmesek bu ınsanlar bunları bize yapamaz biz bukadar vurdum duymaz olursak onlarda bukadar vururlar eğer TÜRKİYE devleri halkıyla beraber tam canlamıyla yerlı malı kullansa emın olunkı kımse bıze bu ve bunun gibi faliyetlerde bulunmayı bır kenara bırakalım yanına bıle yaklaşamaz. Bir avuç ermeni olmayan haklarını bızden almak için ona buna sıgınarak yaptıgı faliyetlere bir bakın birde bizim yaptıklarımıza bu boykot bundan önceki botkotlar gıbi askıya alınacaksa bırakalım ne siz bu tur haberlere bakın nede ben bu yazıyı yazayım. Ama gercekden birşeyler size dokunduysa eger vatan cduygularınız ve degerlerınız bır fransız tarafından ayak altına alınıyorsa ve arkasından da sırıtılıyorsa ozaman tam anlamıyla bu yukun altına girelım tam anlamıyla bırak fransa mallarını kendı malımızdan başka malda kullanmayalım unutmayalımkı şanlı turk mılletı her daim kendıne her konuda yeter. yeterkı bızler birlik içinde olalım ve yaptırımlarda devletten birşey beklemeden kendımiz vicdanımızın rahatlığı için yarınlarımız ve atalarımızın bu vatan için doktükleri kanların hatrına fevri bir şekilde kendimize gelerek tüm fransa ve yahudi mallarını boykot edelim o yapmıyr dıye bendemı yapacam demeden vıcdanımızın rahat uyuması ve şehitlerımızın dualarını almamız için bu boykota destek olalım eger yapamassak ınanın avrupaya gidecek ne yuzumuz kalır nede onurumuz çunku bundan sonra fransaya gıtmenız içiğn size sorulacak soru ermenilere turkler zulum etmişmidir olacak siz hayır dediginizde sizi ülkemize alamayız cünkü bu düşünce bizde süç sayılmakda diyecekler bukadar vizdan hürrüyetıne kasteden faşist fransa ya bu yaptığı kar mı kalacak bence kalmamalı. herkes biraz daha dikkat ederse ona haddini bildirmeliyiz.. Vartes
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 28 Aralık 2011 / 9:49

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl…
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 28 Aralık 2011 / 9:28
Mehmet Akif’in Validesi
Akif’in annesi Emine Şerife Hanım aslen Buhara’lıdır.Bizzat Akif’in O’na dair verdiği malumata göre,bundan bir buçuk asır kadar evvel Hekim Hacı Baba isminde biri;Buhara’dan Anadolu’ya gelerek,Boyabat’ta evlenmiş, sonra karısını alıp Tokat’a gitmiş ve orada yerleşmişti.Akif’in anneannesi,evlenme çağına gelince Buhara’dan gelen Tacir Mehmet Efendi’ye varmış ve annesi bu izdivacın mahsulü olmuştu.Akif’in Annesi,hem baba tarafından,hem ana tarafından Buhara’lıdır. Fakat kendisi Anadolu’da doğmuş ve büyümüştür. Akif’in Annesi Tokat’ta yetiştikten sonra Şirvanlı’lardan Derviş Efendi ile evlenmiş,sonra kocası ile birlikte Amasya’ya,daha sonra İstanbul’a gelerek Sarıgüzel’deki evine yerleşmiştir. Şerife Hanım’ın Derviş Efendi’den iki erkek,bir kız çocuğu doğduysa da,erkeklerin vefatından sonra babaları da rahmet-i Hakk’a kavuşmuş ve Şerife Hanım genç yaşta dul kalmıştı.Akif’in Babası Mehmet Tahir Efendi,bu sırada o’na talip olmuş ve onunla evlenmişti. Emine Şerife hanım,tam manasıyla,İslam Türk kadını idi.Sağlam bünyeli,sağlam seciyeli,anlayışlı,tecrübeli ve derin görüşlü bir kadındı. İtikadı bütün bir Müslümandı.Beş vakit namazını ihmal etmez,ibadetlerinden haz duyar,itikatlarını yaşar,feragat ruhunu canlandırır,iyilik etmekten,iyilik etmek için koşmaktan bahtiyarlık duyar, ince hisli, yüksek ruhlu bir insandı. Emine Şerife Hanım İpek’li Tahir Efendi ile evlendikten sonra,ilk kocası’nın son yadigarı olan kızını da kaybetmiş, fakat Şerife Hanım bu acıya da tahammül ettikten sonra,Akif’i doğurmuş,bu oğlunun doğması O’na en büyük teselliyi vermiş ve geçen matemlerini unutmuştu.
Mehmet Akif’in Babası
Akif’in Babası Mehmet Tahir Efendi,Fatih dersiamlarındandı.Kendisi İpek’in Şuşisa köyündendi ve Nurettin Ağa’nın oğluydu.Tahir Efendi İpek’te biraz okumuş,sonra İstanbul’a gelmiş,Yozgat’lı Mahmut Efendi’den ders görmüş ve icazet almıştı.O’nun Şerif Efendi’den mücaz olduğunu da,eski Diyanet İşleri Reisi Prof. Şerafettin Yaltkaya söylemişti.Yani İpek’in köylüsü,ve Akif’in “Asım” adlı eserinde,Köse İmam’ın mübalağalı diliyle anlattığı vechile, “Ümmi, yarı vahşi” adamın oğlu,kendi sa’y ü gayretiyle,kendi sebat ve ikdamiyle büyük bir gayeyi gerçekleştirmişti. Çünkü o zamanın telekkisine göre ilim,Fatih’te idi ve Fatih müderrislerinden olmak,gıpta değer bir paye idi. İlim, Fatih’ten öteye,mesela Şehzadebaşı’na veya Beyazıt’a inmeye tenezzül etmezdi.Buralara ancak ilmin serpintileri varabilirdi. İlmim asıl kaynağı ise “Fatih” te idi.Bu telekkiyi göz önünde tutacak olursak İpek’in köylüsü Ümmi,yarı vahşi bir adamın oğlu olarak İstanbul’a gelen,hiçbir hamisi bulunmayan ve yalnız kendi emeğine,kendi gücüne ve kendi seciyesine güvenen Tahir Efendi’nin Fatih Müderrisliğine yükseldiği günü, hayatının en bahtiyar günü saymak icap eder.Çünkü İpek’in köylüsü,verese-i enbiya (nebilerin varisi) makamına ermiş ve köyünden çıktığı gün tasarladığı gayeye varmıştı. Kuvvetli bir adam olduğu muhakkaktı. Tahir Efendi’nin arkadaşları arasında şöhreti onun seciyesi hakkında bize mühim bir ipucu veriyor.Çünkü aynı adı taşıyan Tahir’lerden ayırt edilmek için “Temiz Tahir Efendi” diye anılıyordu.Demekki tahsil için medreselerde geçirdiği seneler sırasında “temizlik” ile temayüz etmişti. Medrese hayatında temizlik ile temayüz etmek ise kolay bir iş değildir.Çünkü bu temizliği bizzat temin etmek ve onun icap ettirdiği bütün zahmetlere doğrudan doğruya katlanmak zarureti vardır. Üstünü başını yıkamak, odasını silip süpürmek, yemeğini pişirmek, bulaşığını yıkamak, velhasıl temizliğin bütün zahmetlerine şahsen katlanmak lazımdır. Tahir Efendi bunların hepsini yaptığı için arkadaşları arasında temizliğiyle temayüz etmiş ve sonuna kadar “Temiz Tahir Efendi” diye tanınmıştır.İhtimal ki,O’nun Emine Şerife Hanımla evlenmesini kolaylaştıran en bellibaşlı amil,temizliği yüzünden kazandığı bu şöhrettir.Çünkü Emine Şerife Hanım da her manasiyle temiz bir kadındı ve karı koca her bakımdan birbirlerine denktiler.
Mehmet Akif’in Doğması
Tahir Efendi ileŞerife Hanımın evlenmelerinin ilk semeresi,Mehmet Akif’ti.Akif,hicretin 1290 (1873 yılında)şevval ayında doğdu. Babası, ebced hesabiyle tarih düştüğü için ona “Ragıyf” ismini vermiştir. 1290 = 80 + 10 + 1000 + 200. Ev ve mahalle halkı bu ismi anlaıyamamış ve onu Akif’e çevirmiştir.Yalnız Akif’in Babası onu “Ragıyf” diye çağırmaya devam etmiştir.
Akif’in Tahsili
Merhum Akif,tahsil hayatı hakkında şu malumatı veriyor: “İlk tahsile Fatih civarında “Emir Buhari”mahalle mektebinde ve dört yaşında başladım.Hocamı şahsen hatırlarım; fakat ismini hatırlıyamıyorum.Burada iki sene kadar bulundum. “Fatih’te muvakkithanenin yanıbaşındaki iptidai mektebinde ilk tahsile devam ettim.Bu mektep,Maarif Nazare- tine bağlı resmi bir mektepti. Bir çok hocaları vardı.Hem bu mektebe gidiyordum hem de pederim bana yavaş ya- vaş Arapça okutuyordu. Bu mektebe üç sene devam ettim. “Rüştiye mektebim,Fatih’te Otlakçı Yokuşunda bulunan Fatih Merkez Rüştiyesi’dir. Buradaki muallimlerimden hatırlarım, başmuallim Hoca Süleyman Efendi, ikinci muallim Mustafa Efendi, üçüncü muallim Hafız Osman Efendi.Diğer hocalar seyar idiler.Bu seyar hocaların en mühimmi,son sınıfta kendisinden Türkçe okuduğum Hoca Kadri Efendidir. Hoca Kadri Efendi,Abdulhamit devrinin hürriyetperver şahsiyetlerindendir.O devirde evvela Mısıra kaçtı. Orada “Kanun-u Esasi”gazetesini çıkardı.Sonra Paris’e gitti.Paris’te Harb-i Umumi ortalarına kadar yaşadı.İlmen ve ahlaken çok yüksek bir zattı Aslen Herseklidir.İngiliz Kerim Efendi’den,Hoca Tahir Efendi’den okumuş;Arapçası,Farsçası çok kuvvetliydi. Bu zat lisan itibariyle üzerimde çok müessir oldu.O kadar yüksek bir adamın alelade bir nasihati bile tesir yapar. “Rüştiye tahsiline devam ederken babamdan yine Arapça okuyordum ve iyice ilerlemiştim.Seviyem,mektep programından çok yüksekti.Babam,o zamanın usulünü ve kitaplarını takip ediyordu.Mektepte okunan Farisi ile iktifa edemezdim. Fatih Camiinde ikindiden sonra”Hafız Divanı”gibi,”Gülistan”gibi,”Mesnevi”gibi muhalletadatı okutan Esat Dede’ye devam ederdim. Rüştiye tahsilinde zaten en çok lisan derslerine temayyülüm vardı.Dört lisanda(Türkçe,Arapça,Farsça, ve Fransızca) birinci idim ve şiiri çok severdim.İlk okuduğum şiir kitabı Fuzuli’nin”Leyla ve Mecnun”udur.Babam bu tema- yülüme ses çıkarmazdı. “Rüştiyeyi bitirince,pederim meslek ve mektep tercihini bana bıraktı.Ben de o zaman parlak bir mektep olan Mülkiye’yi tercih ettim. O vakit Rüştiye’den Mülkiye’ye talebe alınırdı, fakat benim Rüştiye’den çıktığım sene Mülkiye teşkilatı ta- dil olundu.Beş senelik tahsil ikiye ayrıldı.1.Üç senelik idadi,2.İki senelik ali kısım.Rüştiye’den çıkınca bu teşkilata göre Mülkiye’nin idadi kısmına girdim.Üç sene sonra şehadetname aldım.Ali kısmına geçtim.Ali kısmının birinci sınıfına devam ederken pederimin vefatı sonra yegane me’vamız olan evimizin yanması üzerine zarüret içinde kalmıştım.İki sene sebat edip Mülkiye’yi bitirmek kabildi. Lakin o aralık mezunlara ya hiç vazife verilmiyor,yahut onları gayet cüz’i bir maaşla is- tihdam ediyorlardı. “Bu sırada, ilk defa olarak Mülkiye baytar(veteriner)Mektebi ihdas olundu.Birkaç arkadaş”Bu Mektep yenidir,çıkanlara memuriyet verecekler”diye Mülkiye’yi terk ettik, yeni mektebe girdik. O zaman Baytar Mektebi iki sene nehari,iki sene leyli olmak üzere dört senelikti. Biz nehari kısmını bitirince Halkalıdaki leyli kısmına geçtik. “İdadide,Mmülkiye’de,Baytar Mektebi’nde yine en çok lisan derslerinde iyi idim.Şiirle iştigalim Baytar Mektebi’nin Hal- kalıdaki son iki senede hızlandı.Çok manzum parçalar yazdım.Sonra bunların hepsini imha ettim.Şiirle alakamı artırmak için orta ve yüksek tahsilde yeni bir müessir çıkmamış;eski temayülüm inkişaf etmemiştir. “Baytar Mektebi’nde hocalarımızın çoğu doktordu.Bunlar hem mesleklerinde yüksek,hem dini salabet erbabı idiler. Bunların telkinleri de dini terbiyem üzerinde müessir olmuştur.İçlerinde baktoroloji muallimi Rıfat Hüsamettin Paşa gibi kıymetli hocalarımız vardı.Baytar Mektebini birincilikle bitirdim.” Akif’in tahsil hayatı sırasında karşılaştığı iki felaket,babasının ölümü ve evlerinin yanması.Bu iki felakat de 1305 se- nesine tesadüf eder.Babasının ölümü telafi edilmez bir kayıptı.Babasının bu sırada kaç yaşında olduğunu öğrenmek için bir hayli uğraştıktan sonra bunu yine bizzat Üstad’ın bir eserinden öğrendim.Üstad,”Fatih Camii”adlı eserinde,babası ile camiye gittiği zaman sekiz yaşında ve babasının elli yaşında olduğunu anlatır: “Beyaz sarıklı,temiz,yaşça elli beş ancak, Vücudu zinde,fakat saç sakal ziyadece ak” Akif,babasının ölümü sırasında on dört yaşında olduğuna göre,babasının 61-62 yaşlarında vefat etmiş olduğu açıkça anlaşılıyor. Fakat,evlerinin yanmasını,babasının talebesinden Prizren’li Hoca Mustafa Efendi,küçük bir himmetle az çok telafi edebildi;bu sadık ve vefalı talebe,hocasının yanan evinin yerine üç dört odalı bir ev yaptırarak,hocasının ailesini kirada sürünmekten kurtardı.Akif de 1309 (1893) de tahsilini ikmal ederek hayata atılabilecek seviyeye geldi.
Memuriyet Hayatı
Akif memuriyet hayatını girişini şu şekilde anlatıyor: “Mektepten çıkınca,beni ve benden sonra gelen ikinciyi ki Simon isminde bir ermeni genciydi.Ziraat Nezareti Umuru Baytariye Şubesine alıkoydular,yedi yüz elli kuruşlu bir memuriyete tayin ettiler.Vazife merkezi Nezaret olmakla bera- ber,üç dört sene kadar Rumeli’de,Anadolu’da,Arabistan’da sair hayvan işi üzerinde hayli dolaştım.Köylü ile de bu müd- det zarfında gayet sıkı temas ettim.” Akif,memuriyet dolayısiyle,Rumeli’de dolaştığı sırada İpekteki akrabasıyla temas etmek üzere bu taraflara uğradı ve amcalarından birkaçını buldu.Bunlar onu izaz etmişler ve amcaoğullarından Fazıl Efendi namında biri İstanbul’a ge- lerek medreseye yerleşmek istediğinden,Akif,İstanbul’a döndükten sonra onu getirtmiş ve medreseye yerleştirmişti. Akif’in memuriyet hayatı 1893 den başlar ve 1913 tarihine kadar devam eder.1913 de memuriyetten istifa ettiği zaman “Umur-u Baytariye Müdür Muavini” idi.Bir taraftan da Halkalı Ziraat Mektebi’nde kitabe ve Darülfünun (ünüver- sitede) deedebiyat dersleri veriyordu.Balkan Harbinden sonra Ziraat Nezaretindeki memuriyetinden ve Darülfünun’dan istifa etmiş,yalnız Halkalı’daki vazifesine devam etmişti.
Evlenmesi
Akif,1314 senesinde İsmet Hanım’la evlendi.İsmet Hanım Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Beyin ve Hamdi Efendi kızı Hasibe Hanım’ın kızıdır.Mehmet Emin Bey,hali vakti yerinde, kibar ve değerli bir adamdı.Hırkaişerif’ teki konağı “Veznedar Konağı” diye maruftu.Akif’le İsmet Hanımın düğünleri bu konakta yapılmış,karı koca bu konakta bir ay kadar yaşamışlar,daha sonra kendi evlerine,yani Emine Şerife Hanım’ın,yangından sonra müceddeden inşa olu- nan evine geçmişler ve izdivaçlarının ilk yılında birinci çocukları cemile doğmuştu.İsmet Hanım, tam manasıyla kibar bir İstanbul kızıydı.Alımlı,derin duygulu,ince ruhlu,zeki ve görgülü bir kadındı.Akif’le evlendikten ve çocuklarını doğurduktan sonra,Şerife Hanımın küçük evi aileye dar geldiğinden,karı koca bu evden ayrılmak zorunda kalmışlar ve İstanbul’un muhtelif semtlerinde ikamet etmişlerdir.Merhum Akif,”İstanbul’da ikamet etmediğim bir semt kalmadı”diyerek sık sık ev değiştirdiklerini anlatırdı. İsmet Hanım ilk çocuğu olan Cemile’yi doğurduktan sonra;Feride’yi,sonra suat’ı doğurmuş, daha sonra sıra erkekle- re gelmiş,evvela İbrahim Naim’i doğurmuşsada bu çocuk bir buçuk yaşında ölmüş,daha sonra Emin ile Tahir’i doğurmuş; Akif’in bütün hayatında ona eş ve can yoldaşı olmuş ve evlilik hayatları kırk yıl devam etmiştir. İsmet Hanım,Akif’in 1936 davefatından sonra birkaç sene muammer olmuş,gençliğinden beri pençeleştiği nefes dar- lığı hastalığı yüzünden,son senelerde daha çok hırpalanmış ve nihayet 1944 senesinin 19 nisan günü akşam üstü vefat etmiştir.
Çalışmaları
Akif,tahsil hayatı sırasında mektepde öğrendikleriyle kanmıyarak,mektep dışında ve evinde de çalışarak tahsilini sağlamlamaya,bilgisini genişletmeğe uğraştığı gibi,memuriyet hayatına geçtikten sonra da resmi vazifelerini ifa ve iktifa etmedi.Resmi vazifelerini yaptıktan başka,muallimlik ederek ve şiir yazarak,edbi vazifeler ifasına da gayret et- ti.Fakat onun neşriyat alemine girişi daha fazla Meşrutiyetin 1908 de ilanı ile başlar. Akif,1908 senesine kadar yığın yığın yazdı.Fakat yazdıklarının birçoğunu ya kendine,yahut mahdut tanıdıklarını has- retti.Meşrutiyet Mehmet Akif’i,gazete sütunlarına,mecmua sayfalarına kağuşturdu ve Türk halkının karşısına çıkardı. Gerçi MEhmet Akif,Resmi Gazete’de bazı şiirlerini neşretmişti,fakat daha sonra tam on sene matbuat aleminden çekil- diğini ve 1324 Meşrutiyetine kadar bir şey neşretmediğini görüyoruz.Meşrutiyet,onun hayatında bir yeni doğuştur. Onun en kıymetli eserleri bu devirden itibaren intişara başladı. Meşrutiyetin ilanı üzerine şiirlerini Sırat-ı Müstakim’de neşre başlamakla beraber,memuriyetine devam ediyor,ders veriyor,Arapça’dan kitaplar tercüme ediyor ve onun bu faaliyeti fasıla ve tatil tanımıyordu.1913 te memuriyetinden ayrılması dahi onun resmi vazifelerine nihayet vermemişti.Çünkü mekteplerde ve medreselerde muallimlik ediyordu. Mehmet Akif,hiç bir zaman hayatını yalnız yazı yazmağa ve istediği gibi yazmağa hasredemedi.Hatta Mısır’da geçirdiği son on sene zarfında dahi buna muaffak olamadı.Çünkü orada da Mısır Ünüversitesi Edebiyat Fakültesi Türkçe Müder- risliği(Profesör)ne tayin olundu ve bu işle meşkul olmadığı senelerde vaktinin en büyük kısmını Kur’an tecümesini has- retti. Onun için Meşrutiyetin ilanı zamanında matbuata kağuşmakla beraber,resmi dairelerden ayrılamadı ve gazete ile kitabın temin ettiği telif hakkı,hiç bir vakit onun geliri geliri arasında yer alamadı.Buna rağmen,Akif’in memleket tanıtan, memleket halkına sevdiren asıl vasfı şairliği ve muharrirliği,bilhassa şairliğidir ve tanınma Meşrutiyetin ilanıyla başlar.
Safahat Şairi
Akif,Meşrutiyetin ilanı sırasında SAFAHAT şaiiri idi.Fakat Meşrutiyetin ilanı,Osmanlı İmparatorluğunu asırlık dertlerinden,rekabetlerin oklarından,dahili intitatların tesirinden,çöküntü amillerinden kurtaramadı.Memleket, bu yüzden adım başında güçlüklerle,buhranlarla karşılaşıyordu ve kurtuluş çaresini arayıp bulmak,bu çareye dört elle sa- rılmak günün en büyük meselesini teşkil ediyordu.Bu mesele,Mehmet Akif’i SAFAHAT şaiiri olmaktan ayırdı ve vatan şaiiri yaptı.Onun için birinci SAFAHAT’tan sonraki bütün eserleri,vatan eserleridir.Süleymaniye Kürsüsünde,Hakkın Ses- leri,Fatih Kürsüsünde,Hatıralar,Asım;hatta Gölgeler,hep vatan eserleridir ve bu sanat eserlerinin hedefi memleketin kurtuluş çarelerini belirtmek,bu çarelere baş vurulmasını,bu çarelerin gerçekleştirilmesini temin etmektir. Akif,bütün eserlerini,memuriyet,muallimlik,muharrirlik vazifesi arasında yazıyor,bir milletin bütün ıstırabını yüklenerek haykırıyor,yol gösteriyor,gecenin karanlığından sabahın aydınlığına kavuşmak için çırpınıyordu.
Seyahatleri
Akif merhum,tahsilini bitirdikten sonra,memuriyetleri dolayısiyle,iki sene kadar Rumeli’de,iki sene kadar Arnavutluk’ta,Arabistan’da dolaşmıştır.Daha sonra geçen Harb-i Umumi’den kısa bir zaman önce Mısır’a gitti.(23 Kanun- uevvel 1328 = 5 ocak 1913)Yukarı Mısır’ın El-Uksur’daki eski abidelerini de ziyaret ettikten sonra Mısır’dan Hicaz’a geç- ti.Medine-i Münevvere’yi ziyaret etti ve buradan İstanbul’a döndü(20 Şubat 1328 = 5 Mart 1913). Kendisiyle bu Mısır seyahati esnasında Kahire’de tanıştım.Memuriyyetleri mani olmasaydı Mısır’da daha fazla kalacak Medine’den sonra Mekke’ye gidecek ve doya doya gezdikten sonra geri dönecekti.Fakat koparabildiği mezuriyet,gali- ba iki aydan ibaretti.Üstadın “El-Uksur’da” şiiri,Mısır seyehatinin edebi hatırasıdır. Akif bu seyahetlerinden geri döndükten sonra Umumi Harp koptu ve kendisi bu harp sırasında iki büyük seyehat yaptı.Birinci seyahet sırasında Berlin’i gördü.ikincisinde çöl yoluyla Necit’e gitti ve Necit’ten Medine’ye uğradı.Bu iki seyahet de Türk ve İslam menfaatlerine hizmet için yapılmıştı.Çanakkale Harbi,onun Berlin’de bulunduğu sırada tesa- düf etmiş ve şaiir o günlerin ıstırap ve heyecanını orada yaşamıştı.Şaiir bu iki seyahati iki ölmez eserle yaşatmıştır. Biri ” Berlin Hatıraları”,biri “Necid Çöllerinden Medine’ye ” dir. Umumi Harbin son senesinde,muhterem dostu Profesör İsmail Hakkı İzmirli ile birlikte Lübnan’a gitti ve orada Aliye’de Mekke Emiri Ali Haydar Paşa’nın misafiri oldu. Bu sırada Meşihat-ı İslamiyet’de Dar-ül Hikmet-ül İslamiye adlı bir müessese kurulmuş,Akif bu müessesenin başkatip- liğine tayin olunmuş ve Lübnan’dan dönüşünde bu vazife ile de meşkul olmuştur.
Mütareke ve Milli Mücadele
1914 Harbi,1918 de imzalanan meş’um Mütareke ile nihayet bulduktan sonra,galip devletler,Osmanlı Devletini,tasfiye ile kalmıyarak,Türk’ün öz yurdunu parçalamak niyetiyle hareket ettiklerini göster- mişler ve Türk yurdunun her tarafına saldırmaya başlamışlardı.Umumi Harpten son derece bitkin bir halde çıkan Türk milleti,bu muameleyi mukavemetle karşılaşmak zorunda kalmış ve bu yüzden memleketin her tarafında ayaklanmalar çıkmıştı. Akif,bu ayaklanmaların değerini ve lüzumunu anlamakta dakika kaçırmıyarak evvela Balıkkesir’e koşmuş ve oradaki mücahitlerle gürüşmüş(şubat 1336 = 1920),orada hitabeler iradetmiş;halkı ayaklanmaya ve istiklalini kurtarmak için savaşmaya çağırmıştı.İstanbul Hükümeti onun bu hareketinden kuşkulanmış,onu Dar-ül-Hikmet’den azil ile mukabelede bulunmuştu.Fakat Akif,derslerini ve yazılarına devam ediyordu. Anadolu kıyamının umumileşmesi ve Milli Mücadele ruhunun bütün memleketi kaplaması üzerine,Anadolu’ya iltihaka karar verdi ve bir gün erkenden yola çıktı.Üsküdar Parkında yolarkadaşıyla buluştu ve Alemdağı yolunu tutuktan sonra deniz kıyısına vardı,orada bulduğu vasıta ile İnebolu’ya çıktı ve İnebolu’dan Ankarara’ya hareket etti.Bir müddet sonra Ankara’da çıkan “Yeni Gün”de onun muvasalat haberini okumuş ve Menzil-i maksuda selamet ile vardığını anlamıştık. Üstad,Ankara’ya yerleştikten bir müddet sonra ailesinin de Ankara’ya gönderilmesini istedi.Refikası,validesi ve çocuk- larıda yola çıktılar ve onu iltihak ettiler. Üstad’ın Ankara’ya varmasından sonra Konya isyanı kopmuş,o da bu delaletle mücadele etmek üzere Konya’ya koş- muş;isyanın bertaraf edilmesine yardım etmiş,sonra Ankara’ya gelmiş,Ankara’dan Kastamonu’ya gitmiş,burada Nasrul- lah Camiinde,apayrı büyük bir eser olan,bir mev’ize irad etmiş ve mev’izede,galiplerin Türkiye’ye yüklemek istedikleri Sevr Muahedesinin iç ve dış yüzünü,kimsenin kalbinde zerre şüphe bırakmıyacak vuzuh ve kesinlikle anlatmış,başka bir şey olmadığını bütün açıklığıyla göstermiş;bütün Kastamonu muhiti bu sayede layıkıyla aydınlanmış,daha sonrada bu mev’ize basılmış ve memleketin her tarafına dağılmıştı.
İstiklal Marşı
Akif,Kastamonu’dan Ankara’ya döndü(25 kanunuevvel 1336 = 1920).Kendisi,Burdur Mebusu sıfatıle Birinci Büyük Millet Meclisine seçilmiş ve bu Meclisin bütün mesaisine iştirak etmiştir.1337(1921)senesinin 17 şubat günü İSTİKLAL MARŞI’nı yazdı ve kahraman ordumuza ithaf etti.Büyük Millet Meclisi 12 mart 1337 günü,bu marşı kabul etti ve Akif,marş için açılan müsabakayı kazanacak olana tahsis edilen 500 lirayı da orduya hediye etti. Sakarya Harbi’nin en buhranlı sıralarında,her ihtimale karşı Ankara’dan hicret başladığı zaman,Sakarya’nın düşmana mezar olacağı hakkındaki kanaati sarsılmamış ve Ankara’dan ayrılmamıştı.Bülbül Leyla Nazif’e Cevap başlıklı şiirleri,onun bu sıralarda Ankara’da yazdığı eserleri arasındadır.
Mısır hayatı
Birinci meclis’in vazifesinin,zaferi kazanmakla son bulması üzerine,İstanbul’a geldi ve Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine,1339 teşrinievvelinde(1923)Mısır’a gitti.O kışı Mırsır’da geçirdikten sonra,baharda döndü.Artık her kışı Mısır’da,yazı İstanbul’da geçiriyordu.Prens Abbas Halim Paşa,onu maişet derdinden kurtarmayı taahhüt etmiş,onun hu- zur içinde çalışmasını ve istediği eserleri yazmasını temin etmek istemişti.Paşa,bu suretle Türk irfanına ve edbiyatına büyük bir hizmet ediyordu.Akif,Mısır’a ilk gittiği seneyi,gezip dolaşmakla geçirdi ve ilkbaharda İstanbul’a dönünce kendi evine dönüp çalışmayı umdu.Fakat burdada eşleri dostları imkan vermediler.Aynı yılın kışını yine Mısır’da geçirdi ve ça- lışmağa başladı”Fravun’la Yüz Yüze”eseri,onun hakikaten çalışmağa başladığını ispat ediyordu.Fakat ertesi yaz İstan- bul’a geldiği zaman,yeni bir resmi vazife ile karşılaştı.Diyanet İşleri Riyaseti,Kur’an-ı Kerim’in tercümesini ona,tefsirlerini merhum Elmalılı Hamdi Efendiye vermek teşebbüsünde idi.Akif’in niyeti,kendi eserlerini,bilhassa”İkinci Asım”ı yazmak ve Milli Mücadelemizin destanını yaratmaktı.Birinci Asım’ın intişarı üzerine bizzat kendisi bu tasavvurunu bana söylemiş, Birinci Asim’ın intişarını Tevhit-i Efkar’a yazarken,İkinci Asım’a işaret etmemi istemiş,bende onun dediğini yapmıştım. Kendi eserini yazmayı,Kur’an-ı Kerim’i tercümeye tercih etmesi bahis mevzuu değildi.Fakat bu işi deruhte ederse,bütün vaktini ve emeğini bu işe hasrettiği halde,muvaffak olamıyacak,muvaffak olamamak yüzünden,sarf ettiği vakit ve emek boşa gidecekti.Ondan sonra asıl yazmak istediği eserlere vakit kalıp kalmıyacağını ALLAH bilirdi.Akif,bu nokta-i nazarı anlatmak için ne kadar uğraştıysa da muvaffak olamadı.Çünkü herkes onun muvaffak olacağına kaniydi ve onun bu işi üzerine alması için ısrar ediyordu.Neticede Akif bu işi üzerine aldıktan sonra altı,yedi sene çalıştı.Hilvan’da adeta inziva hayatı geçirerek uğraştı ve sonunda memnun olmadı,işi başardığına inanmadığından kendini mesuliyetten ibra ettirmek için çalıştı.Diyanet İşleri Reisliği de tercüme ile birlikte tefsir işini merhum Elmalılı Hamdi Efendi’ye devretti ve Akif’i ibra etti.Akif,altından kalkılamayacak derecede büyük ve ağır bir işe,bütün varlığını vermiş ve altı yedi senesi,bu işin aza- meti karşısında eriyip gitmişti.Sonunda iyi yapamamış olduğuna inanmış ve bu altı yedi sene içinde yapabileceği işi de ikinci bir Akif’in yetişmesine kalmıştır. Onu Mısır’da yakalayan ikinci bir resmi iş,Mısır Ünüversitesinin Edebiyat Fakültesinde Türkçe Profesörlüğü idi. 1926 dan başlayarak,Mısır Ünüversitesi Edabiyat Fakültesinde Türk Edebiyatı okuttu.Haftada iki saatten ibaret olan derslerinden geri döndükçe Kur’an tercümesiyle meşkul oluyordu.Kur’an tercümesinin müsveddelerini tamamladıktan sonra,eserin üzerinde yeniden çalıştı.Fakat bu sırada,siroz’a tutulmuştu.Hastalığın ehemmiyetitini birdenbire anlayama- mış ve bunu bir hava tebdili ile geçeceğini sanarak Lübnan’a gitmiş,buradan Ağustos 1936 da Antakya’ya gelmiş,fakat Mısır’a hasta olarak dönmüştü. Mısır’dan sıkılmıştı ve memlekete dönmeyi özlüyordu.Siroz,onu harap etmiş,bir deri bir kemik haline getirmişti.İstan- bul’a geldiği gün en yakın dostları bile onu tanımakta güçlük çekmişlerdi.Bizzat kendisi”Canlı bir cenazeden farksızım” diyordu. İstanbul’da gayet ciddi bir tedavi gördü.Hastanede yattı,Mısır apartmanında kaldı,Alemdağı’nda Sait Halim Paşa’nın köşkünde ikamet etti.Fakat hastalığının önüne geçiemedi. Nihayet,Üstad,27 Aralık 1936 akşamı saat yirmiye doğru bu fani dünyaya gözlerini yumdu ve ertesi gün Türk gençliğinin elleri üzerinde,Edirnekapı’daki şehitliğe defnedildi.
Yazar: olumune_sevdam
Tarih: 25 Aralık 2011 / 14:57
Menderes’in cenazesi, Atatürk Havalimanından konvoy eşliğindeki cenaze aracıyla Fatih Camisi’ne getirildi. Menderes’in Türk bayrağına sarılı tabutu, cami avlusundaki musalla taşına bırakıldı.
Menderes’in cenazesinin önüne büyük boyutta bir fotoğrafı da yerleştirildi. Tabutun başında iki polis nöbet tuttu.
Cenaze töreninin düzenlendiği Fatih Camisi’ne vatandaşların yoğun ilgisi olduğu gözlendi.
Vatandaşlar arama noktalarından geçirilerek cami avlusuna alındı. Menderes’in bazı sevenleri tabutun başına gelerek dua etti.
Bu arada, basın mensuplarına açıklama yapan Demokrat Parti (DP) eski Genel Başkanı Süleyman Soylu, bir dostu kaybetmekten dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Menderes’in ölümünün ani ve beklenmedik olduğunu ifade eden Soylu, “Aydın bey hayatımızın her döneminin bir parçası oldu. Siyasi hayatta birlikte olduğumuz bir insandı. Kendine has özellikleri vardı. Türkiye’nin en derinlikli entelektüellerinden biriydi. Türkiye’nin önemli bir aydınıydı. Aynı zamanda mümin bir insandı” diye konuştu.
Soylu, hastalık sürecinde Menderes’le görüşmediğini, ancak hastalık öncesinde kendisiyle bazı paylaşımları olduğunu kaydetti. Açıklama sırasında Soylu’nun duygulandığı görüldü.
Eski Cumhurbaşkanılarından merhum Celal Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali de, çok değerli bir insanı kaybetmekten duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Naskali, şunları kaydetti: “Aydın Menderes, Adnan Menderes’in bir emanetiydi, ama bunun ötesinde siyasi kimliği olan görüşleri ile bizi aydınlatan biriydi. Çok üzüntülüyüz.”
HAMZAÇEBİ: “SİYASİ ÇİZGİSİNDE TUTARLIYDI”
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Aydın Menderes’in çok önemli ve değerli bir insan olduğunu belirterek, “Siyasi çizgisinde tutarlı olan ve bunda herhangi bir sapması olmayan, demokrasiye inanmış önemli bir kişiydi” dedi.
Hamzaçebi, eski Başbakanlardan merhum Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes için cenaze töreninin düzenleneceği Fatih Camisi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Menderes’e Allah’tan rahmet diledi.
Hamzaçebi, “Kendisi çok önemli ve değerli bir insandı. Siyasi çizgisinde tutarlı olan ve bunda herhangi bir sapması olmayan, demokrasiye inanmış önemli bir kişiydi. Menderes ailesinin önemli bir temsilcisiydi. Türk siyasetinde ihtiyacımız olan bir insandı. Ailesine ve milletimizde başsağlığı diliyorum” diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da, Menderes’in Türk siyasi hayatında önemli bir yeri olduğunu belirterek, “Entelektüel bir derinliğe sahipti. Hayatının son 15 yılında çok zahmet çekti. Allah rahmet eylesin” dedi.
GÜL VE ERDOĞAN CENAZEDE
Aydın Menderes’in cenaze töreni için Fatih Camii’ne gelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Menderes ailesine taziyelerini sundu.
Gül ve Erdoğan öğle namazı sonrası düzenlenecek cenaze töreni için Fatih Camii’ne geldi ancak avluya girmeden önce Aydın Menderes’in eşinin bulunduğu avlunun yanındaki binaya girdi. Burada bir süre kalan Gül ve Erdoğan Menderes ailesine taziyelerini iletti. Cenaze töreninin başlayacağına ilişkin cenazeyi kıldıracak olan imamın çağrısı üzerine Aydın Menderes’in eşi Ümran Menderes beraberinde Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile birlikte avluya girdi. Ayrıca eski Başbakanlardan Tansu Çiller de Ümran Menderes’in yanında cami avlusuna geldi.